Mekke’nin Fethi ve Sonrası
Mekke’nin Fethi ve Sonrası: Sebepleri, Gelişmeler ve Tarihi Süreç
1. Mekke’nin Fethi’ne Doğru
İbnü’l-Kayyim’in dediği gibi Mekke’nin Fethi Allah’ın dinini, Resulü’nü, İslâm ordusunu ve İslâm cemaatini aziz kıldığı, bununla Allah’ın beldesini ve bütün âlemlere hidayet vesilesi kıldığı beytini kâfirlerin ve müşriklerin elinden kurtardığı büyük zaferdir.
Bu zafer gök ehlinin birbirlerine müjdeledikleri, izzet ışıklarının “Cevza” burcunun sırtlarına vurduğu, bunun sebebiyle insanların akın akın Allah’ın dinine girdikleri, yeryüzünün nur ve ışıkla aydınlandığı bir zaferdir.
Mekke’nin Fethi’nin Sebebi
Hudeybiye Antlaşması’nın maddelerinden birinde “Kim Muhammed’le (s.a.) anlaşır ve sözleşirse onun tarafından sayılacağı, kim de Kureyş’le anlaşır ve sözleşirse Kureyş’in tarafından sayılacağı, bu iki taraftan birine katılan kabilenin saflarına katıldığı tarafın bir parçası olarak kabul edileceği, başka kabilelerden bu kabileye karşı yapılacak herhangi bir hücumun aynı zamanda saflarına katıldığı tarafa yapılmış olacağı” ifadesinin yer aldığını belirtmiştik.
Bu maddeye dayanarak Huzaa kabilesi Resulullah’ın (s.a.), Bekiroğulları da Kureyş’in ahdine girdi. Böylece emniyete kavuşan bu iki kabile arasında cahiliye devrinde düşmanlık vardı. İslâm gelince ve bu barış imzalanıp da her iki tarafta birbirinden emin olunca Bekiroğulları bu fırsatı ganimet bildi. Huzaalılardan eski kinin hesabını görmek istediler.
H. 8. yıl Şaban ayında Bekiroğullarından Nevfel b. Muaviye ed-Dili bir kuvvetle yola çıktı. Bekiroğulları geceleyin Huzaa’ya hücum ettiler. O sırada Huzaalılar “el-Vetir” denilen bir su başındaydılar. Bekiroğulları Huzaalılardan esir aldılar, çarpıştılar. Kureyş de Bekiroğullarına silah yardımında bulundular. Gece karanlığından istifade ederek bazı Kureyş’liler de çarpışmalara katıldı. Nihayet Huzaalıları “Harem” bölgesine kadar kovaladılar.
“Harem” bölgesine vardıklarında Bekiroğulları başlarındaki Nevfel’e:
— “Ya Nevfel! Biz şu anda Harem bölgesine girdik. Allah’tan kork, Allah’tan!” dediler. Nevfel büyük bir iddiada bulunarak:
— “Bugün ilah yok ey Bekiroğulları! İntikamınızı alın. Siz Harem bölgesinde hırsızlık yaparsınız da düşmanınızdan intikamınızı almayacak mısınız?” diye konuştu.
Huzaalılar Mekke’ye girince Bedil b. Varka el-Huzai ile Rafi adındaki kölelerinin evine sığındılar.
Medine’ye Yardım Çağrısı
Amr b. Sâlim el-Huzai de yola çıkarak süratle Medine’ye Peygamber Efendimiz’e (s.a.) geldi. Peygamberimiz (s.a.) Mescid-i Nebevi’de ashab-ı kiramla otururken içeri girdi. Durumu ayakta şiirle şöyle anlattı:
“Ya Rabbi! Ben yardım istiyorum Muhammed’den…
O bizim müttefikimizdir, geçmişteki dedeleri de müttefikimizdi.
Siz bizim neslimizdensiniz. Dedeniz Abdimenaf’ın annesi bizdendi.
Orada teslim olduk. Hiçbir münakaşa çıkarmadık
Yardım et, Allah sana hidayet etsin, kuvvetli bir yardımla…
Bırak Allah’ın kullarını, imdat kuvveti olarak gelsinler bize
Aralarında Allah’ın Resulü var… Ortaya çıktı.
Beyaz… Ay gibi parladı. Yükseklere doğru çıktı.
Yüzünü bir ay tutulması toplasa yüzünü bulutlar kaplar.
Köpüğünü dışarı atıp akan deniz gibi taşar
Şüphesiz Kureyşliler sana verdikleri sözden döndüler.
Kesin, kuvvetli anlaşmalarına aykırı hareket ettiler
“Kudü” da benim için nöbetçi koydular.
Hiç kimseyi çağırmayacağımı zannettiler.
Bizimkiler zayıf… Sayıları da az…
“Vetir” suyu başındaki çadırlarda uyuyorlar
Kardeşlerimizi rüku-secde ederken öldürdüler.”
Peygamber Efendimizin Cevabı
Peygamberimiz (s.a.):
— “Sana yardım edilecek ya Amr b. Sâlim!” buyurdu. O sırada gökte bir bulut belirdi. Peygamberimiz (s.a.): “Bu bulut, Ka’boğullarının zafer haberini getiriyor.” buyurdu.
Arkasından Bedil b. Varka el-Huzai de bir grup Huzaalı ile birlikte yola çıkıp Peygamberimiz’e (s.a.) Medine’ye geldiler. Başlarına gelen felaketi anlattılar. Kureyşlilerin Huzaalılara karşı Bekiroğullarına yardımda bulunduklarını bildirdiler. Sonra da Mekke’ye döndüler.
Ebu Süfyan Barışı Yenilemek İçin Medine’ye Geliyor
Şüphesiz Kureyş ve müttefiklerinin yaptığı bu hareket açıkça bir hıyanet ve sebepsiz yere ahdi bozma idi. Bunun için Kureyşliler hıyanet ettiklerini derhal anladılar. Bunun vahim neticelerini hissetmeye başladılar. Hemen bir danışma meclisi kurdular. Reisleri Ebu Süfyan’ın barışı yenilemek için temsilci olarak Medine’ye gönderilmesine karar verdiler.
Peygamberimiz (s.a.) ashabına Kureyş’in bu ihanet sonrasında nasıl davranacağını haber verdi:
— “Öyle zannederim ki Ebu Süfyan akdi teyit etmek ve müddeti uzatmak için buraya gelecek.” buyurdu.
Ebu Süfyan’ın Medine Yolculuğu
Kureyşlilerin kararlaştırdıkları şekilde Ebu Süfyan yola çıktı. Yolda Usfan’da Medine’den Mekke’ye dönmekte olan Bedil b. Varka ile karşılaştı. Ebu Süfyan Bedil’in Resulullah (s.a.) tarafından geldiğini tahmin ederek:
— “Nereden geliyorsun ya Bedil?” diye sordu. Bedil:
— “Sahil boyunca Huzaa diyarını gezdim. Şimdi de bu vadiyi geziyorum.” dedi. Ebu Süfyan:
— “Muhammed’e gitmedin mi?” diye sordu. Bedil:
— “Hayır.” diye cevap verdi.
Bedil gidince Ebu Süfyan: “Bu adam Medine’ye gitmişse devesine mutlaka çekirdekli yem vermiştir.” dedi. Devenin çöktüğü yere gitti. Deve tezeğinden alıp ufaladı. İçinde çekirdek bulunca: “Yemin ederim ki Bedil Muhammed’in yanından geliyor.” dedi.
Ümmü Habibe ile Yaşanan Olay
Ebu Süfyan Medine’ye geldi. Peygamberimiz’in (s.a.) muhtereme zevcesi olan kızı Ümmü Habibe’nin evine gitti. Ebu Süfyan Peygamberimiz’in (s.a.) yatağına oturmak isteyince kızı yatağı dürdü. Ebu Süfyan:
— “Kızım! Bu yatağı mı bana tercih edersin, yoksa beni mi bu yatağa tercih edersin?” dedi. Validemiz Ümmü Habibe:
— “Hayır! O Resulullah’ın (s.a.) yatağıdır. Sen ise pis bir müşriksin.” dedi. Ebu Süfyan:
— “Vallahi! Bizden ayrıldıktan sonra sana kötülük isabet etmiş.” dedi.
Sahabelerle Görüşmeler
Bundan sonra Ebu Süfyan Resulullah’a (s.a.) gidip onunla konuştu. Resulullah (s.a.) ona hiç cevap vermedi. Sonra Hz. Ebu Bekir’e (r.a.) gitti. Onunla konuştu. Söylediklerini Peygamberimiz’e (s.a.) anlatmasını istedi. Hz. Ebu Bekir (r.a.):
— “Ben bunu yapmam.” diye cevap verdi.
Ebu Süfyan sonra Hz. Ömer bin Hattab’e gitti. Onunla konuştu. Hz. Ömer (r.a.):
— “Ben mi Resulullah’a (s.a.) karşı sana şefaat edeceğim? Vallahi imkânım olsa, sizinle çarpışır, cihat ederdim.” diye cevap verdi.
Ebu Süfyan bundan sonra Hz. Ali bin Ebu Talib’e gitti. Hz. Ali’nin (r.a.) yanında Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve onların yanında emekleyen bir çocuk vardı. Ebu Süfyan Hz. Ali’ye (r.a.):
— “Dün sen bizim hısım ve akrabamızdın. Ben sana bir ihtiyaç için geldim. Başkasına gidip boş döndüğüm gibi senden de boş dönmeyeyim.” dedi. Hz. Ali:
— “Yazık ya Eba Süfyan! Resulullah (s.a.) kesin kararını verdi. Bu konuda biz ona bir şey söyleyemeyiz.” dedi. Ebu Süfyan Hz. Fatıma’ya dönerken:
— “Sen şu çocuğuna emredebilir misin? İki taraf arasında şefaatçilik yapsın. Böylece ebediyen Arapların efendisi olsun.” dedi. Hz. Fatıma:
— “Vallahi benim bu oğlum iki taraf arasında şefaatçi olamaz. Hiç kimse Resulullah’a (s.a.) karşı şefaatçi olmaz.” dedi.
Ebu Süfyan’ın Çaresizliği ve Son Girişimi
İşte o anda Ebu Süfyan’ın gözlerinde dünya birden karardı. Ebu Süfyan endişe, sıkıntı, ümitsizlik ve çaresizlik içinde Hz. Ali’ye (r.a.):
— “Ya Ebe’l Hasen! Durumun ağırlaştığını görüyorum. Bana ne tavsiye edersin?” dedi. Hz. Ali (r.a.):
— “Vallahi sana faydalı olabilecek bir şey bilmiyorum. Ancak sen Kinaneoğullarının reisisin. Kalk, Müslümanlardan yardım iste. Sonra da memleketine git.” dedi. Ebu Süfyan:
— “Bunun bana bir faydası olacağını, bir netice alabileceğimi zanneder misin?” diye sordu Hz. Ali (r.a.):
— “Hayır, vallahi faydası olacağını sanmıyorum. Fakat bundan başka bir tavsiyem de yok.” dedi.
Ebu Süfyan Mescid-i Nebevi’ye gitti. Mescitte ayağa kalkarak:
— “Ey insanlar! Ben iki taraf arasını bulmak için geldim.” dedi. Sonra da devesine binip Mekke yolunu tuttu.
Mekke’ye Dönüş ve Sonuç
Mekke’ye gelince Kureyşliler Ebu Süfyan’a:
— “Orada ne oldu? Ne haber getirdin?” dediler. Ebu Süfyan:
— “Muhammed’e (s.a.) gittim. Ona durumu anlattım. Vallahi hiçbir cevap vermedi. Sonra İbn Ebi Kuhafe’ye (Hz. Ebu Bekir’e) gittim. Onda bir hayır bulamadım. Sonra Ömer b. Hattab’a gittim. Onun en şiddetli düşman olduğunu gördüm. Sonra Ali’ye gittim. Onu aralarında en yumuşak sözlü olarak gördüm. Ali’nin bana yaptığı tavsiyeye uydum. Vallahi, bana faydası olur mu, olmaz mı, bilmiyorum.” diye konuştu. Kureyşliler:
— “Sana neyi tavsiye etti?” diye sordular.
— “Bana iki tarafın arasını bulmamı tavsiye etti. Ben de bunu mescitte ilan ettim.” dedi. Kureyşliler:
— “Muhammed bunu kabul etti mi?” diye sordular. Ebu Süfyan:
— “Hayır” diye cevap verdi. Kureyşliler:
— “Yazık sana! Adam seninle eğlenmiş.” dediler. Ebu Süfyan:
— “Hayır, vallahi! bundan başka yapacak bir şey bulamadım.” dedi.
Sonuç: Mekke’nin Fethi’nin Kapıları Açılıyor
Bu gelişmeler, Mekke’nin Fethi öncesinde:
- Hudeybiye Antlaşması’nın fiilen bozulduğunu
- Kureyş’in açık ihanetini
- Müslümanlar için müdahale gerekliliğini
ortaya koymuş ve İslam tarihinin en büyük dönüm noktalarından biri olan fetih sürecinin kapılarını aralamıştır.
